okunma
Sabah gözümüzü açtığımız anda başlıyor günün temposu.
Daha yataktan kalkmadan zihnimiz çoktan bir görev listesi hazırlıyor:
“Suyu iç, sporunu yap, rutini aksatma, pozitif ol, verimli ol, üretken ol, güçlü ol...
Ve tabii, her an kendine iyi gel.”
Tüm bunlar kulağa ne kadar hoş ve sağlıklı gelse de farkında olmadan iyilik hâlini bile yetişilmesi gereken bir performansa dönüştürüyoruz. Çünkü artık iyi olmak bir ihtiyaç değil; bir başarı sayılıyor.
Psikolojide öz-şefkat, insanın kendine karşı sıcak, anlayışlı ve kabul edici yaklaşımını ifade eder. Ancak bugünlerde öz-şefkati değil, öz-denetimi daha çok besliyoruz.
İçimizde hep dikkat kesilen bir göz var:
“Bu akşam yürüyüş yapmadın, olmadı.”
“Yine uzun süre telefonda kaldın, hiç olmadı.”
“Bugün daha üretken olmalıydın...”
Sanki duygular sürekli kontrol altına alınması gereken misafirler gibi.
Oysa duygular yargılanmak için değil, yaşanmak için vardır.
Mutluluk da çizilmiş bir rotada hep aynı hızla yürümek değildir.
Kimi gün hızlı ilerleriz, kimi gün dururuz.
Durmak da iyileşmenin bir parçasıdır.
Bu noktada danışanlarımla zaman zaman paylaştığım bir metaforu anımsıyorum:
Bir kase düşünün...
İçine önce üç büyük taş koyuyorsunuz.
Sonra çakıl taşlarını, ardından kum tanelerini...
Kase tamamen doluyor, fakat önemli olanlar hâlâ yerli yerinde.
Peki ya önce kumu koysaydınız? Büyük taşlara yer kalmayacaktı.
Hayat da tam olarak böyle:
O üç büyük taş, bizim için en değerli olanları simgeler; sağlık, sevdiklerimiz, ruhsal bütünlük, kendimiz...
Çakıl taşları beklentilerimiz, kum taneleri ise gelip geçen detaylardır.
Bugün kendimize iyi gelmek adına yaptığımız birçok şey bazen bu kumlarla uğraşmaya dönüşüyor:
“Kusursuz görünmeliyim.”
“Günüm hep dolu geçmeli.”
“Hep güçlü olmalıyım.”
Ama büyük taşları unuttuğumuzda, kasemiz dolu olsa bile içimiz boşalabiliyor.
Belki de bugün tüm o listeleri bir kenara bırakıp şu soruyu kendimize sormalıyız:
“Ben kasemi neyle dolduruyorum?”
Cevabımız, gerçek iyileşmenin yönünü gösterecektir.
Çünkü kendine iyi gelmek, her şeyi yapmak değil; önemli olanlara yer açabilmektir.
Ve bazen en büyük iyilik, kendine yaklaşmak, yavaşlamak ve “Nasıl hissediyorsan, öyle olmanda hiçbir sorun yok.” diyebilmektir.
Yorumlar
0 comment