Bir futbol tiyatrosu...

Varol Uzlu yazdı; "Bir futbol tiyatrosu..."

Hayatında bir tiyatro dahi seyretmemiş bir tiyatro yönetmeni düşünebilirmisiniz?

Artık bu ülkede herkes herşeyi yapabilir öz güvenine sahip olunduğunu görüyoruz. Okul okumanıza gerek yok diploma her yerde satılıyor.

Futbol un başında da bu memleketin toprağında yetişmiş çok donanımlı bir tiyatrocumuz var! Oyuncular zaten belli.biz izlemeye mahkumuz.

Geçmişte Yaşadığımız bu şehrin anıları gözümüzde canlanırken bir kaç cümle ile tekrar yad edelim o günleri.

En güzel yıllarında bu şehrin havasını soluduk. Samimiyetin en çok yaşandığı, bütün mahallenin birbirini tanıdığı, herkesin birbirinin derdinden de sevincinden de haberdar olduğu yıllardı.

İran Konsolosluğu’nun arkasındaki dik rampalı sokakta oturuyorduk. Hemen yanı başımızda, ağaçlarla dolu Aşıklar Parkı vardı. Ağaçlardan yere düşen, dikeni açılmış at kestanelerinin parlak kahverengini gördükçe iştahım kabarırdı. Bir ısırık alır, hemen atardım. Yenmezdi; tadı çok acıydı. Görüntüsü vardı, albenisi vardı ama paramız yoktu ki bakkal Mehmet Emice’den bir gofret alalım.

Parkın üst tarafındaki alanda ağaçlar daha seyrek olurdu. O ağaçların kale direği olduğu maçlarımız başlardı. Ortadaki ağaçlarla verkaç yaparken bazen de onlara çalım atmak zorunda kalırdık.

“Beşte haftayım, onda biter” derdik ama bir türlü bitmezdi. Susayana kadar ara vermeden koşardık topun peşinden. Hayatın bütün yokluklarına rağmen en güzel çalımlarımızı atardık.

Ama şimdi… Hayat bize çalım atıyor. Topun peşine koşan yok artık. Herkes topu bekliyor. Dar alanda kısa verkaçlarla girdiğimiz ceza sahasından boynu bükük dönüyor, hayatın bize sunduğu dijital platformlara sıkışıyoruz.

O günlerde birlikte hareket etmenin güzelliğini doyasıya yaşamıştık. Bütün şehrin ortak bir paydası, tek bir heyecanı vardı: futbola aşıktı herkes. Günümüzde ise küreselleşen ve kirlenen dünyadan futbol da nasibini aldı. Aşk kabusa döndü. 

Milyonlarca liralık yapılan transferlerle yabancı kontenjanının sonuna kadar kullanıldığı, yerli futbolcuların azınlıkta kaldığı bir oyunda kirli sahnelerle zevk almaya çalışıyoruz.

Otuz yıl önce Boztepe’deki Necati Abi’nin kahvehanesine çıkıp, taş ocağı olan sahada maç yapmak için adımızı yazdırırdık. Çizelgede boş yer bulunca sevinçten havalara uçardım. Pazar gününü iple çeker, en güzel takımımızla yedi kişi mücadele eder, Boztepe’nin büyük uşaklarına kök söktürürdük. Kendime has stilimle en güzel çalımları atardım. Seyircimiz bile vardı. Hayatın en tatlı ve en güzel anlarını yaşadım: arkadaşlığı, dostluğu, yokluğu… Ama hepsinden zevk aldık.